Enteresan Bir İlk Buluşma

BDSM Hikayeleri
Gözlerimi, sahil kenarında, arabamın arka koltuğunda martı çığlıkları ile açtım.
Gözlerimi açtım dediysem öyle düşündüğünüz gibi değil, bir tanesini yarım açabildim, diğeri hala kapalıydı.
Yarım açık olan pencereden şöyle bir gökyüzüne baktım, şafak vakti. Soğuk soğuk hava giriyor içeri. Altımda kemeri bağlı olmayan bir kot var, o kadar. Kapıyı açıp attım kendimi dışarı.
Sağıma soluma bakarken kemerimi bağlamaya çalıştım açık olan tek gözüm ile.
Arabanın ön kapısını açtım, oturdum ve bir sigara yakıp geceyi hatırlamaya çalıştım.


1 gün öncesi öğleden sonra 2 gibi

Yeni tanıştığım bir köle adayım ile ilk görüşme. Görüşme dışarıda olacak. Standart giyindim ve görüşme yerine gittim. Ben gittiğimde o önceden gelmiş kahve söylemiş içiyordu. Fotoğraflarda gördüğümden daha hoş bir kızdı, 22 yaşında sarı uzun saçları olan, boyu kilosu normal, hoş bir fiziğe sahip, şirin bi’şeydi.

Oturdum karşısına, önce ayağa kalkmaya niyetlendi. Elimle oturmasını işaret ettim. İlk deneyimi olacaktı kendisinin ve bunun için haftalardır psikolojisini hazırlamaktaydı. Buluşmadan önce uzun bir süre yazıştım kendisi ile. Havadan sudan sohbet ediyorduk. Havada hoştu kalkasım gelmedi bir türlü.

“İstiyorsan şimdi gidebilirsin.” diye bir fırsat verdim kendisine ama kesin bir dille gitmek istemediğini, aksine bunu çok istediğini belirtti. İyi dedim. Sen bilirsin amına koyayım dedim.
Madem öyle dedim… Dedim de dedim…

1 gün öncesi öğleden sonra 4 gibi.


Oturduğumuz kafeden kalkıp benim evime doğru yol tuttuk. Fazla bir mesafe yoktu. Yolda giderken biraz daha sohbet ettik. Bitirmek istediğinde bunu başlamadan yapması gerektiğini, öyle işimin ortasında, “ay şuram acıdı” “vay burama fazla hızlı dokundun” dememesi gerektiğini falan anlattım. Zaten buluşmadan önce tüm bunları konuşmuştuk biliyordu. Üstünden geçmek istedim sadece.

Merdivenlerden çıkarken onu önüme geçirip biraz kalçası ile oynadım 3 kat boyunca.

Kapıya geldiğimizde belinden tutup kenara çektim, kapıyı açıp içeri girdim ve boynundan tutup içeri çektim. Boğazını bırakmadan çantasını çıkartıp kenara fırlattım ve son kez sordum.

“İstiyor musun?”
Evet dedi 6 yaşında bir kız çocuğunun ses tonuyla.

Boğazını bırakıp saçına yapıştım. Ben önde o arkada saçından sürüklenerek peşimden salona kadar geldi.

Karşıma aldım bir defa baktım gözlerine, korkmuyordu.
Omuzlarından tutup fırlattım koltuğa.
Bacakları açık bi şekilde oturdu koltuğa, iki eli koltukta güç alıyordu. Saçlarının bir kısmı yüzünden göğüslerine doğru düşmüştü.

Gömleğimin düğmelerini sökerek yaklaştım yanına. Bütün düğmelerini söktüm ama çıkartmadım. Kalan son 2-3 adımda da kemerimi sökmeye başladım.

Yanına yaklaştığımda, ben hiç bir şey demeden koltuktan yere inip kotun düğmelerine sarıldı. Hızlı hızlı açıyordu. Çıkarttığı gibi eline aldı ve ağzına götürecekken, çenesinden yakaladım, kafasını havaya kaldırdım. Sol elimle çenesini biraz daha yukarı kaldırıp sağ elimle yanağının ortasına bir tokat indirdim. Bir elimle çenesinden bir elimle saçlarından tutup, ellerini üstümden çekmesini söyledim.

Çekti.

Yarısına kadar girdiğimde öğürmeye başladı. Çıkarttım. koltuğa yatırdım başını koltuktan aşağı ters sarkacak şekilde.
Biraz eğilmek zorunda kalarak girdim bu defa ağzına. Şimdi rahat rahat giriyordu yarısından daha fazlası.

Bi ara çıkıp üzerindekileri çıkarttım ve tekrar girdim.

Bir yandan ağzını sikiyor bir yandan meme ucunudan tutup kendime doğru daha da yaklaştırıyordum kendisini.
Arada sırada çıkıyor nefes alması için 5-6 saniye veriyordum.
Bu aralıkların birinde, kendini kaybetmiş olsa gerek. “Sik artık beni” dedi.

Bana dedi, bana orada, o noktada. Ne yapmam gerektiğini söyledi.
Tabii ki dedim.
Ne demek dedim.
Emrin olur dedim.
Hay hay dedim…

1 gün öncesi öğleden sonra 5 gibi.


Saçları dağılmış bir sarışının üstündeydim.
Elleri arkadan ayaklarına bağlı, ayakları kalçasına doğru sıkı bir şekilde ellerine bağlı.
Yüz üstü yatıyor ve sadece “ah” diyebiliyordu, ağzındaki parmaklarımdan fırsat buldukça.

Çok susadım.
Parmaklarımı çıkartıp “susadın mı?” diye sordum. Hıhı, evet çok dedi nefes nefese.

Üstünden inip başının yanına gittim. Durup biraz baktım ve saçlarından tutup kafasını kaldırdım. Zaten elleri kolları bağlı olan hatun, hiç bir yerden destek alamadan sadece saçlarından çekilerek havaya kalkan başı ile bir çığlık bastı ve çığlıkla tokatın suratına inişi senkronize oldu.

Aptala döndü iyice. Saçlarını bırakmadan, daha önceden sehpaya bıraktığım şişeye uzanıp kafama diktim. Aç lan ağzını dedim. Açtı. Dilini göreyim dedim. Dışarı çıkarttı. Yukarıdan yüzüne doğru şişeyi boşalttım. Ağzına pek girmesede yüzü baya ıslandı, serinlemiş oldu. Şişeyi fırlatıp tekrar ağzının içine soktum. Bir an boğulduğunu düşündü sanırım.

GIF

Susuzluğunu kesinlikle giderdi ama.
Ben tadını bilmesemde buz gibi bir şey değil, onu biliyorum. İçki içer misin dedim?
Hıhı, dedi.

Söktüm iplerini, dolapta bir şişe votka var dedim. Mutfağı tarif ettim. Bardak buz falan hepsini getirmesini söyledim. Giyinmeye çalıştı. “Böyle git amına koyayım!” dedim.

Bende banyoya doğru gittim. Elimi yüzümü yıkadım, biraz oylandım ve geri döndüm.

Döndüğümde içki, bardak ve buzları getirmiş, doldurmuştu.

Oturmadan yanına gidip saçlarına dokundum. “İyi misin?” diye sordum. Çok iyiyim diye mutlu bir ses tonu ile yanıt verdi.
Yanına oturdum, bir bacağımı bacağının üzerine koyup votkamı uzatmasını söyledim.

1-2 saat sadece içtik, sadece dediysem, aralarda ağzına bir buz parçası sıkıştırıp oral yaptırdım. Bunu çok seviyorum. Ağzının içi sürekli buz gibi iken orada olmaya bayılıyorum. Buzu yanağanın içine sıkıştırıp içindeyken bana dokunmayacak şekilde sabitlemesini söylüyorum. Bana dokunmuyor ama ağzının içi sürekli buz gibi, harikadır. Buz eriyince içmeye devam ettik. Genel anlamda mutlu ve memnun görüyordum onu.

Bir gariplik vardı fakat içkinin teshiri ile çözemiyordum tam.

Hatun, konuşmaya başladı.
“Dışarıda yapar mıyız bir gün?”
“Bakarız.”
“Yapalım nolur”
“Bakarız.”
“Bu gece yapalım nolur”
“Sanmıyorum da düşünürüz.”
“Benim tecavüz fantezim var”
“Az önce gerçekleştirdin sanırım, baya çaresizdin”
“Öyle değil gerçek”
“Gerçek tecavüz. Senin istediğin şey tecavüz olmaz. Kelime anlamı, rızası olmayan kişi ile cinsel ilişkiye girmek olan bir eylemi istiyorsun. Sen de az manyak değilsin amına koyayım”
“Ya evet biliyorum ama olabildiğince gerçek olsun istiyorum işte tam olmasa bile”

Bu böyle uzadı gitti. Baktım susacağı yok, konuda kapanmak bilmiyor, önümüzdeki bilgisayardan. Rastgele bir şarkı açtım.

Barış Akarsu denk geldi. Barış, şarkısını söyledi. Kız mırıldanmasını kesti. Her şey güzel.

“Gel hadi seni evine bırakayım, bugünlük bu kadar yeter.”
“Hani gece bir şeyler yapacaktık.”
“Başka zaman.”

Giyindi, Toparlandı.

Saat gece 2 gibi.


Yola çıktık, Urla tarafında bir yerlerde oturuyormuş. Yolda, markette durmamı rica etti, sigarası falan bitmiş. Durduk. Bir poşetle geri geldi. Su almasını söylemiştim. Almış.

Yollar bu saatte bomboş nasılsa diyerek, otobana sapmadan alt yoldan gitmeye karar verdim. Bu verdiğim radikal karara uydum ve alt yola çıktım.

Hız sabitleyiciyi çalıştırıp koltuğu geriye aldım iyice, hatuna önce emniyet kemerini, sonra benim belimdeki kemeri sökmesini söyledim.

İtiraz etmeden yaptı, sigaramı atıp bir elimle direksiyonu öbür elimle saçlarını kavrayıp, hafif bir tebessümle yola devam ettim.

3-4 dakika kadar sonra, ağzından çıkartıp başını kaldırdı.
“Kuytu bir yerde duralım mı biraz?”
Olur dercesine kafamı sallayıp tekrar başını bastırdım.


5-10 km sonra manzarası güzel bir yerde durdum.

Biraz hava almak için inip arabanın önüne oturdum. Kızda yanıma geldi. Bir şişe viski almış markete girdiğinde, şişeyi bana uzattı “içer misiniz?” dedi. Aldım bir yudum ona uzattım o da bir yudum aldı. Bi o bir ben. Sadece denize bakıyor, deniz kokusunu içimize çekiyor, votkanın üstüne viski içiyorduk.

Araba kullanacağım geldi aklıma. Viskiyi uzattım, istemediğimi söyledim. İçeceksin dedi.
Anlamadım dedim öncesinde, çünkü yanlış anladığımı düşündüm.
İçeceksin benimle dedi.

Viski şişesini elinden aldım, eğildim yere koydum. Yerden yukarı doğru baktım. “Ayakkabılarımı mı yalayacaksın?” dedi.

Gözü dönme olayı orada oldu sanırım işte.

Ayağa kalkarken, çenesine yumruk atarak başladım.
Ardından saçından tutup, yere fırlattım. Karnına attığım tekmeden sonra, konuşamıyor sadece yerde kıvranıyordu.
Gömleğimi çıkarttım ve arabanın camından içeri atıp geri geldim, hala yerde yatıyordu.

Bir eliyle ağzını tutuyordu. Yerden kaldırıp kaportanın üstüne dayadım yüzünü, arkasına geçip bacaklarını ayırdım.

Bir yandan ağlıyor, bir yandan bırak beni diye çığlık atıyordu.

Anal seks, sanırım seksin pek sevemediğim nadir türlerindendir. Sadece vajinasından arta kalan ıslaklıkla, var gücümle bastırdım arkasından.
Çok güzel bir çığlık koptu, parçalarcasına arkasında gidip geldikten sonra, arka koltuğa doğru gittim, çantamı aldım geldim ve bağladım kadını!

Karşısına oturup viskiye devam ettim.

Saati bilmiyorum. Vakit şafak vakti.


Gözlerimi, sahil kenarında, arabamın arka koltuğunda martı çığlıkları ile açtım.
….
…..
…....
……….

Arabanın sarsılması ile kendime geldim ve hatırladım.
Gidip bagajı açtım.
Elleri, ayakları, ağzı bağlı yatıyordu. İplerini söküp dışarı çıkarttım.

Dün gece ben yere eğildiğimde söyledikleri için özür diledi ve hayatında yaşadığı en iyi deneyim olduğunu falan bolca anlattı. Ben ayılmaya çalışırken. Evine bırakayım seni artık deyip atladım arabaya.


Not: Diğer bdsm hikayelerinde olmasa da, bu anıda, abartılı derecede abartı vardır. 
Birçok şey kurgusal.


Sevgiler.

[Toplam:755    Ortalama:4.5/5]
Köle adayı