Göt Kadar Pencere #1

0

O gün evin içi her zamanki gibi dağınıktı, yani son zamanlarda hep dağınıktı, savaşın bittiği, etrafın öyle yıkık gözüktüğü bir film sahnesi gibiydi bir süredir ev. Güneş çıkıyor üşüyorum, yağmur yağıyor tavan pervanesini çalıştırıyorum. Salondan yatak odasına hızlıca koşturuyorum. İki bacanın arasından gözüken denize bakmaya çalışıyorum penceremden ve yine her zamanki gibi, “şu amına kodumun çatıları olmasa var ya harika olacak” diyorum.

O iki bacanın arasından bakıp, onlarla kavga ettiğim, kafamın da çok güzel olduğu geceye yakın bir akşam. Dedim ki ulan bacalar, karşı çatıda sizin türbanlı bacalarınızı götürüyorlar, onları çatılara almıyorlar, tekmeliyorlar. Gidin biraz o tarafa. Gitmediler. Ben de onlar yokmuşçasına bakmaya başladım boşluğa.

Size bir delinin hatıra defterini yazmıyorum sevgili okurlar. Yanlış da tıklamadınız, bu bir BDSM hikayesi ama evet fark etmişsinizdir kimse yok benden başka. Hikaye de hiç öyle kapı çalacak gibi gelişmiyor. Evet, duvarları sikicem birazdan. Azzz sonraa.

Duvarları sikmek istemiyorum da boyasından memnun değilim şu ara. Zaten gri, bu ne böyle, yağlı boyayı bir vuracaksın bu duvara bembeyaz, o pahalı hastanelerin acil servisleri gibi parlayacak. Aslında bu değişik şeyi aklımdan geçirmemin nedeni, ev dağınık diye. Onu toplasam iş çözülecek ama neden sonra yapmayayım ki.

Bacalara bakmaya gitsem daha keyifli diye düşündüm, haklıydım da. O manzarayı bakmayın yerdiğime, iki tane sanat filmi çekilir o manzaradan. Martılar, kargalar, eski çanak antenler, azcık deniz, gökyüzü, sürü kuşlarının uçuşu, aniden manyak gibi esen rüzgar. Her detay var göt kadar pencerede. ve o göt kadar pencerede uçup giden her şey var. Düşünerek anlamlandıramadığım fazla şey yok aslında hayatta ama bazı gelişler ve gidişler olur, bazı şeyler olur işte, anlamlandıramazsın. Sağdaki bacanın bir kısmı dökülmüş, henüz düşmez ama birkaç yıla yıkılır. Ne garip, bacanın yıkılacağını biliyoruz ama müdahale etmiyoruz. Gerçi bana ne benim bacam mı? Ya benim bacam olsaydı, tamir eder miydim? Kesin ederdim. E kalk siktir git salonu toparla o zaman biraz, yoook. O sonra.

Bir pencereden son ses Ahmet Kaya, diğerinden Aleyna Tilki, diğerlerinden ise yine böyle birbirine olabildiğince benzemez seslerin geldiği yerin tam ortasında benim pencere, karşısında bacalar ve arasında körfezden geçen vapurlar. Gece gibi düşünceler.

Esen her rüzgara yumruk atmak istiyorum, o bana atıyor çünkü. Eğer beni de alıp bir kaç tur attırmayacaksa gökyüzünde, evet kesinlikle yumruk atmak isterim. Pencereden gelenler ve gidenler. Bazen, dokunanın yandığı bir ateş topu gibi hissediyorum kendimi, kimi de yanmayı seviyordur belki diyorum kendime ama ne kadar yangın, ne kadar ateş. Şu çatıdaki karga benim hakkımda bir şey düşünmüyordur tabi ama düşünse ve bilse kaçardı, konmazdı karşımdaki çatıya herhalde.

Gece ilerliyor, ben pencereden bakmaya devam ediyorum, arada girip salona da sövüyorum tabi.

Bu yazı dizisinde daha çok pencereden bakarız biz.

Hep kalabalık olan anılarımı dinlemek istiyorsunuz, hep eğlenceli olanlara bakmak istiyorsunuz di mi? ama yok biraz da benim tek başıma olduğum anılar olacak artık.

Önceki İçerikHayattan Uzak Yalnız Kovboylar
Sonraki İçerikHep Meraktan
İlişkilerimde zihinsel ve fiziksel dominasyonun olması gerektiğini düşünen biriyim. 2008-2009 yıllarından bu yana BDSM içerikli ilişkiler kuruyorum. Birçoğunuz gibi, ben de dışarıda bu yönünü belli etmeyenlerdenim. Yaşadığımız toplum, çıplak heykellere taşlar ve sopalarla saldıran bir toplum maalesef, anlamalarını beklememiz en iyi ihtimalle aptallık olur.