Hep Meraktan

0

İzmir’in ortasında bir evdeydim, 1960’ların sonlarında yapılmıştı sanırım bina. Odalarının duvarları çatlak ama bolca fondöten izi olan, pencere panjurları tahtadan, tavanı yüksek, mutfağı küçük. “Bir sonraki depremde kesin yıkılırım ben, gidin bu evden” diye bağıran bir binaydı. Hani şu çok güzel kadınların, çok güzel yerlerde salına salına yürüdüğü evler var ya, bilirsiniz. O evlerden değildi işte. Hiç benzemiyordu bile. Neyse ki komşuları çığlık seslerine alıştırmıştım, sorun etmiyorlardı ve bu benim için yeterliydi. Hoş kızların da sorun ettiği söylenemezdi.

Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir tane daha yaktığım sigarayı, sanki saatler sonra ilk defa yakıyormuş gibi içime çekerken; o, yerde ve ayaklarıma dokunuyordu. Sigaranın külünü düşürmemek için, olabildiğince dik tutup onu izlerken, iyi eğitimli, belli bir zümreye ait bir beyaz türk olarak bunu neden yaptığını sorguladığını tahmin ediyordum.

…ve niçin dedim, niçin bunu yapıyorsun değil mi? Olur mu hiç öyle şey, dedi. Yalan söylüyor, kendini sorguladığına eminim ama itiraf etmiyordu. Saçlarından tutup ayağa kaldırdım, duvara yeni bir fondöten izi eklenmek üzereydi, pahalısından hem de.

Yüzü duvarda, saçları ve kalçaları ellerimdeyken tekrar sordum. Burada olmasının duygusal anlamda bir nedeni vardı ve bana bu nedeni henüz tam anlamıyla açmamıştı. Daha önceki verdiği cevaplar ile aynı “bilmiyorum” ve “merak”.

Ben insanların merakını gidermeyi kendine misyon edinmiş bir adam değilim. O yüzden ellerimi çektim üzerinden.

Altındakini çıkar, üstündeki kalsın. Kemerimi getir, tekrar duvara yaslan, bekle. Dedim ve gittim. O bekledi ben de geldim. Kemeri alıp arkasına geçtim ve koltuğa kuruldum.

“Dirseklerin yere değsin”
“Üst gövden daha da eğilsin”
“Bacaklarını bir karış daha arala”
“Kalçanı kaldır”
“O siktiminin belini bu açıdan görmek istemiyor, ey.”
“Kalçanı kaldır”
Gibi bir dizi komutun sonunda ayağa kalktım. Ayağımla başına bastırarak “git bence” dedim.
Gitmek istemedi.

Kalçası, ten renginden pembeye, pembeden de kırmızıya döndüğünde, evde sessizliğe dair bir şey kalmamıştı.
Arkada çalan Tears of the Dragon dahi acıklı gelmiyordu artık, üstelik sesi de bastıramıyordu. Saçından tutup başını biraz kaldırdım. Git merakın gittiyse artık dedim. İstemedi.

Merakmış… Kemeri kalçasından yavaş yavaş çekip boğazına sardım. Merak…

Sırt üstü uzanacak şekilde yere yatırıp, bekle dedim ve odadan çıktım. Bir şişe su ve omzumda bir havlu ile geri döndüm. Su ister misin? diye sordum. “oral seks yapacaksam alıyım Efendim” dedi ve toparlanmaya, kalkmaya çalıştı. Gülümsedim ve kıpırdamadan yatmasını söyledim.

Koltuğun üzerindeki iplerden iki parça aldım, ayak bileklerinden diz kapaklarına kadar bağladım. Ellerini de bağlayıp üzerine çıktım. Yüzünü kaplayacak şekilde havluyu örttüm suratına ve şişeyi açıp bir yudum su aldım.

Bir şey göremiyordu, git istersen dedim. Kafasını iki yana salladı, istemiyorum dedi. Peki dedim.
Suyu yavaş yavaş havludan yüzüne boşaltmaya başladım. 3-5-10, 11-12. saniyede merakı gitti ve yerini çırpınmaya bıraktı.


Havluyu kaldırdım, iyi olup olmadığını sordum. Nefes nefese ve makyajı akmış bir şekilde iyiyim dedi. Tekrar kapattım havluyu, tekrar. Tekrar ve tekrar.

Havluyu atıp, ayağa kalktım. Sigara yakarken tam üstünden yüzüne doğru baktım. Çok güzeldi dedi sadece. İşimin bittiğini sanıyordu. İnce minik bir sopam vardı o zamanlar, kırıldı şimdi yok o, nasıl kırıldığı ise başka bir hikayenin konusu. Onu buldum çantadan ve çöktüm yanına, ağzımdaki sigara yüzünden bir gözümü kısıp yüzünü okşuyor, diğer yandan da onu inceliyordum. Elimi çekip sigarayı aldım. Duman buğusu kalktı, küllerini karnına doğru savururken, diğer elimdeki o sopacığı da göğüslerine dokundurmaya başladım. Dokundurmak dediysem, duvarlara yine çığlık çarpıyordu pek tabii.

Yarım saatten biraz fazla süren tüm bu işlerin ardından, çözdüm iplerini. Giyinip gelmesini söyledim ve itaat etme arzusunun üzerine 2 saate yakın bir sohbet ettik. Neyi niçin neden istediğini aslında bilen; fakat henüz bunu bilmeyen biriydi. Konuştukça anladı, anladıkça anlattı. Bir süre daha itaat etmeye devam etti; ama artık merakın getirdiği istekle değil. Daha önce bulamadığı ve bulmayı çok istediği şeyleri bulmak için geldi.
Zaten kimse meraktan BDSM ilişkisi kurmaz, fiziksel yönleri çekici geliyor olsa da, onu çeken şey aslında merak ve seksüel ritüeller değildi.

Sevgiler.

Önceki İçerikGöt Kadar Pencere #1
İlişkilerimde zihinsel ve fiziksel dominasyonun olması gerektiğini düşünen biriyim. 2008-2009 yıllarından bu yana BDSM içerikli ilişkiler kuruyorum. Birçoğunuz gibi, ben de dışarıda bu yönünü belli etmeyenlerdenim. Yaşadığımız toplum, çıplak heykellere taşlar ve sopalarla saldıran bir toplum maalesef, anlamalarını beklememiz en iyi ihtimalle aptallık olur.