Her şeyin Yolunda Gitmesi, Her şey Yolunda Demek Değildir

Sonbaharları bilirsiniz, adına şarkılar şiirler karalanmış, filmler çekilmiş, kitaplar yazılmıştır. Buram buram romantizm kokar kısacası sonbahar, bilirsiniz işte. Yaprakların döküldüğü, güzelliklerin gittiği bu mevsim neden aşkı tetikler ki? Yoksa dökülmek midir insanoğlu için aşk, zihnin derinliklerinde bir yerde.

İşte öyle bir sonbaharda; birçok insan instagramından “sınırsız kahve, kitap mırrr” güzellemeleri döşerken ve yine aynı dünyadan ama aslında aynı dünyadan olmayan başka birçok insan “bu kış nasıl ısınacağız acaba” diye düşünmeye başlar. Ben, duvarları siyah kadifemsi bir kumaşla kaplı, odanın iki köşesinden kırmızı loş ışıklarla aydınlatılan, tam zindan olacakken pavyonu andırmaya başlayan, her köşesi buram buram çığlık kokan bir odada, eskiciden aldığım kenarı yırtık koltuğumda oturup, en sevdiğim kitabı tekrar okuyordum.

Zarif parmaklara sahip bir çift el omuzlarımda narin narin dolaşıyorken bir yandan da göz ucu ile okuduğum satırı takip edip, sayfanın bitimine bir satır kala masajı bırakıyor, omuzlarımın üzerinden kitaba eğilip -göğüslerini omzuma bastıra bastıra- sayfayı değiştiriyor ve tekrar masaja geri dönüyordu.

Sadece kitap için değil, o artık her şeyi kusursuz takip ediyordu, çayımın bitimine iki yudum kala, bir elf kadar sessiz adımlarla mutfağa gidip çay bitmeden tazeliyor ve tekrar omuzlarıma dönüyordu mesela.

Kitabımı kapatıp, masanın üzerine bırakmak için eğiliyordum ki havada yakaladı kitabı ve sessizce rafa koydu, müsaade isteyip ayaklarımın dibine çöktü.

2. Yılın son zamanlarıydı ilişkide hemen hemen ve ben onu artık, ne bağlıyor ne aşağılıyor ne de şiddet uyguluyordum. O kusursuz bir köle olmuş ve içten içe bunun haklı gururunu sürekli yaşıyordu.

İyi eğitimli ve bir o kadar da sahibini seven bir köpeğin, gözlerini ayırmadan komut bekler halde baktığı gibi baktı sadece yüzüme.

-Kahve içer misiniz efendim?

Ben kahveyi pek sevmem o da bunu bilir, onun içinde normalde böyle bir şey sormazdı aslında bana, bir terslik vardı.

-Yok kalsın.

Sakin bir kızdı aslında ama o an halleri pek de sakin değildi, gözlerini ara ara kaçırıyor, başını odanın anlamsız yerlerine çevirip sanki kaybettiği bir şeyini arıyordu.

-Sen bir şey mi söyleyeceksin?

-Hayır efendim.

Tamam söylemeyeceğim dedi ama bilirsiniz “hayır” her zaman hayır demek değildir yine de çok üstelemedim, ne söyleyecekse onu dinleyeceğimi biliyor. Ben elime telefonu alıp sağa sola bakacak, zaman geçirecektim ki derin bi’ nefes aldı.

-Ben sizin çocuğunuzu doğurmak istiyorum.

Dedi ve kalan nefesini de verdi.

Aslında evlenmek istiyorum demenin kadıncası gibi bir şeydi bu, ikimiz de biliyorduk.

Ben sustum, o baktı. Oysaki ben bu konuyu en başta konuşmuştum, fikirlerimi biliyordu ve tekrar etmenin manası yoktu. O yüzden bir süre daha sustum ve o sürede bütün yapraklar döküldü.

Bahardı ama sondu da aynı zamanda işte. O an fark ettim ki sonbahar direkt olarak aşkı ya da romantizmi tetiklemez, gidişleri, bitişleri tetikler ve gayet tabii önemsiz insanların gidişleri hatıralarımızda yer etmez. Bizler o güzel insanlarda yaşadığımız güzel hisleri anımsarız. Kimimiz duygusallaşırız ve kerameti sonbahardan biliriz.

Ah ne mi oldu? Bir süre daha devam etti ama o gün ikimiz de aslında zaten bittiğini biliyorduk.

Sevgiler.

 

[Toplam:17    Ortalama:3.7/5]
Köle adayı