Köle Yürümeyi Öğrenirken

BDSM Hikayeleri
Zaman geçti, uzun zaman geçti. Çok çok uzun zaman geçti.
Köle olmak istiyorum başlıklı, düz ve gayet net bir mail atmıştı.

Bu mailin yaklaşık 4 ay sonrasında, 2. ayımızı doldurmuştuk ve kendisi bazı şeyleri çok hızlı öğreniyor, bazı şeyleri ise mümkün olan en yavaş şekilde öğreniyordu.
Hızlı öğrendiği şeyler için değil ama yavaş öğrendikleri için birkaç şey yaşadı o da, tıpkı tüm yavaş öğrenenler gibi.

Normal görüşme düzenimiz, anlaştığımız tarihte, saat 23:00 civarı olurdu; fakat o hafta gecelerim bambaşka işler yüzünden doluydu. O hafta, sabahtan görüşecektik.
Gelirken, benim için 3 boyoz, kendisi için de bir şeyler almasını söyledim. Boyozu açıklamayacağım, artık herkes bilir boyozu. Boyoz güzeldir.

Geldi, en sevdiği şeydir; sofra hazırlamak, çay servis etmek, onları sunmak ve toplamak. Kadın aç olmadığını, o yüzden kendisine yiyecek almadığını falan söyleyip, topukları götüne vura vura zeytin getirmeye gitti.
“Topukları götüne vura vura” bugün tam olarak bu yüzden görüşmüştük aslında, henüz bilmese de.
1. ayın sonunda kadın artık, ona öğrettiğim bütün duruş pozisyonlarını benimsemişti. Bu pozisyonların arasındaki geçişler henüz estetik değildi; fakat nerede, ne şekilde duracağını biliyordu.
İşte ben kahvaltımı yaparken. O, masanın solunda, elleri arkada birleşik, bacakları bir omuz boyu açık, dimdik bir şekilde karşıya ama boşluğa bakıp, kıpırdamadan duruyordu.
Sol elimi kaldırıp, işaret parmağımla “gel” dedim.
Pozisyonunu hiç bozmadan, ellerini arkadan ayırmadan ve yürümeden. Hafifçe bana doğru eğildi.
“Emredin Efendim”
“Girişte, kapının yanında bir poşet olacak, onu getir.”
“Emredersiniz Efendim”
Hızla gitti ve geldi.
Hızla.
Hızlıca.
Çok hızlı. Aklımı yitireceğim.
Neyse…

“Aç poşeti ve kutuyu” dedim, son kalan peynir parçasını da ağzıma attım ve bir elime çayı alarak bi sigara yaktım.

Onun için 16cm uzunluğunda, bir çift kırmızı topuklu almıştım.

Tam olarak bundan.

Onları giymesini söyledim.
Daha önce onu 2 defa ikaz etmiştim yürüyüşü hakkında. Çok hızlı yürüyordu.
Daha yavaş, çok daha yavaş olmasını söylemiştim; fakat 10 dakika içinde bunu unutuyor tekrar hızlı yürümeye başlıyordu.

Sözlü ikaz bu konuda, bu kadında işe yaramıyordu belli ki.
Ve acı, ikazın cisimleşmiş halidir.
Ayakkabıları giymiş ve aynı pozisyonda duruyordu, tek fark bu defa boşluğa değil yere bakıyordu. Çünkü benim gözlerim onun üzerinde iken, o yere bakar.
Yatak odasındaki dolaptan, kamçıyı getirmesini söyledim. İster istemez, topuklularla bir miktar daha yavaş yürüyordu ama yine de yeteri kadar yavaş ve estetik değildi.
Getirdi.
Bir süre o bekledi, ben ona baktım. O bekledi, ben ona baktım. Yorucu bir iş öylece beklemek, farkındayım.
Çayı tazelemesini söyledim.
Bardağı kaptığı gibi fırladı. Fazla uzaklaşmamıştı ki, ben de onun ardından fırladım.
Saçından yakaladığım gibi en yakın duvara bastırdım yüzünü. Elinden çay bardağını alıp yere koydum. Gerçekten olması gerekenden hızlı yürümüştü yine hatta koşar adım.
Bir elimle saçlarından yüzünü duvara bastırıyor, diğer elimle eteğini aşağıya doğru indiriyordum.
Ardından iç çamaşırı ve üst tarafını tek tek çıkarttım.

Ensesinden tutup sürükleye sürükleye koltuğa kadar yürüttüm onu, olabilecek en yavaş adımlarla ve evin içinde yolu ne kadar uzatabileceksem o kadar uzatarak.

Koltuğun önünde bıraktım ve beklemesini söyledim.
Bir mum alıp geldim.

“Bacaklarını hiç kırmadan eğil, ellerini koltuğa dayayarak destek alabilirsin, kalçandan sonrası dümdüz olsun. 90 derece ol.”
“Emredersiniz Efendim”
Yaptı gerçekten.
Mumu aldım, yaktım. Mum yeniydi, üst tarafının tam olarak erimeye başlaması. 20-30 saniyeyi bulacaktı ve o sırada anlattım.

“Zarif ol, zarif olmaya yavaşlayarak başla. Oturman, kalkman, yürümen, uzanman, her şeyin ama her şeyin yavaş olsun. Acelemiz yok.”
“Emredersiniz Efendim”
“Birazdan ellerini dayadığın koltuğa oturacağım ve sen oral yapacaksın. Çok yavaş yapacaksın. Kıpırdamadan yapacaksın. Sadece başın eğilecek – kalkacak, vücudun sabit kalacak.”
“Siz nasıl emrederseniz Efendim”

Kalçasının üzerine mumu eritmeye başladım. Çok canı yanmıyordu olabildiğine uzaktan başladım çünkü, yavaş yavaş yakınlaştırıyordum.
İyice eridi ve mumu kalçasına yapıştırdım yanar vaziyette.
“Mum yanıyor”
“hıhı”

bdsm hikayeleri

Koltuğa oturmam için, sağ elini koltuktan çekmesi bana yol vermesi gerekiyordu.
Çekti elini yavaşça, çok yavaşça.
Oturdum ve bir eliyle kemerimi sökmesini söyledim. Tabii ki, normalde istediğimden çok daha yavaş yapıyordu şuanda ama kendi iyiliği için öyle yapmak zorundaydı.
Yavaş yavaş her şeyi halletti ve başladı.
Çok yavaş bir şekilde ve çok uzun bir süre yaptı bunu. Arada sadece bir kere mumu devirdi.
Alnından terler damlamaya başlamıştı ki, yeter dedim.
“Yere kapan”
Bu komut geldiğinde genelde, bodozlama yere atlardı. Nihayetinde girdiği pozisyon doğru olsa da, ara kısımları hiç doğru değildi. Vücudunun açısını hiç bozmadan, bacaklarını yavaş yavaş kırmaya başlayarak olduğu gibi eğildi.
Güzeldi.
Koca bir aferindi. Bana mı? Yoksa ona mı? Değil mi, değil mi?

Mumu mu? Yere kapandığında aldım onu oradan.
Hala hızlı hareket mi ediyor? Uzun tekrarlar yaptık bu konuda.
Bundan 4. ya da 5. görüşmeden sonra, bir daha ona hiç “yavaş hareket et” deme ihtiyacı duymadım.

Sevgiler.
Not, bu blogta okuduğunuz bütün bdsm hikayeleri gibi, bunda da kölenin kişisel bilgileri açık edilmeden kaleme alınmaya özen gösterilmiştir.

[Toplam:963    Ortalama:4.4/5]
Köle adayı