Yoğun Geçen Bir Görüşme Sonrası

Odanın içi; sigara dumanı, biraz tütsü ve nedense hala parfüm kokuyordu. Havanın, İzmir’i kavurup buharlaştırdığı bir yazdı ve biz 3 gündür aynı evin içindeydik, hiç dışarı çıkmadan. Komşuların çığlıklar yüzünden şikayete gelmesi an meselesiydi.

Kemerimi doladığım boynunda minik bir kızarıklık, diz kapaklarında hafif yara bere, kalçasında ve sırtında muntazam izler vardı, halının üstünde uyuyakalmış olan kadının.

Hımm, bu defa size 3 gün boyunca neler olduğunu anlatmayacağım, bu sorunsuz geçen 3 günün sonunu anlatacağım. Birçoğunuzun duymak istediği bu değil, biliyorum; ama kimin umrunda.

Uyandırmadan, kapıyı yavaşça kapatıp dışarı çıktım. Döndüğümde, bıraktığım yerde gayet mutlu bi’ şekilde uyuyordu. Sakince uyandırdım, korktu. Benden sonra uyanmış olmasına mı, hala kahvaltının hazır olmamasına mı, neye kızacağımı bilemeden birkaç defa arda arda özür diledikten sonra, “kalk hadi, elini yüzünü yıka gel” dedim.

Dışarıdan getirdiğim, böreği çöreği, namuntazam şekilde masanın üzerine serpiştirirken, içeri girdi.
-Lütfen zahmet etmeyin, ben hazırlarım.
-Sen git dolaptan, içecek soğuk bir şeyler getir. Buraları ben halledeceğim.
-Emredersiniz Efendim.

Kahvaltıdan sonra istediği özel bir şey olup olmadığını sordum fakat olmadığını söyledi. Duşa girmesini ve kurulanmadan geri gelmesini söyledim. Sanki, bunları söyleyen ben değilmişim gibi bakıyordu.
O duştayken, masayı boşalttım. Geri döndüğünde yine “ya buraları ben toplarım neden siz yapıyorsunuz” diye hafif çıkışan bir sesle mırıldandı. Sadece baktım, o da sadece sustu.

Yatağa oturmasını söyledim. Arkasına oturup bacaklarımın arasına aldım ve havluyla biraz saçlarını kuruladıktan sonra, taramaya başladım. Ben tarıyorum, o teşekkür ediyordu. Teşekküre gerek yok dememe rağmen, ediyordu. O teşekkür ettikçe ben eğilip saçlarını kokluyordum, bunu çözdüğünde daha çok teşekkür etmeye başladı.

Saçlarını tararken bir yandan havluyla, vücudunun nemli olan yerlerini de kuruladım.
Bu durum ona çok garip geliyordu, bir an ayrılacağımı, son günümüzü yaşayacağımız için iyi davrandığımı düşündü ve bu minvalde bir şeyler mırıldandı. Aslında bu benim tabii bir davranışım, sadece daha önce bu kadar yoğun bir görüşme yaşamadığımız için, böyle bir ilgiye maruz kalmamıştı. Ona çenesini kapamasını söyleyip, elimle yönlendirerek yatağa uzanmasını sağladım.

Boyun, diz ve kalçalarındaki izleri uzun uzun kremledikten, aralarda iyi misin diye sorduktan sonra, yatıp beklemesini söyledim.

Benim evimde havalı kitaplıklar ve kitap rafları yoktur. Zira ben kitapları dekor olarak kullanmaktan hoşlanmayan biriyim, birkaç rafım var ama gelen misafirlerin gözüne sokulan cinsten değil. Kitaplar bir ihtiyaç, onlar okumak için var, örneğin ekmek de bir ihtiyaç, onu salonun ortasında havalı bir rafa koyup sergiliyor muyuz? Hayır sergilemiyoruz.

Çekmecenin derinliklerinden bir yerden “Denizler Altında 20 Bin Fersah” adlı kitabı çıkarttım ve yatağa döndüm. Yarı uzanır vaziyette yatıp, onu da göğsüme yatırdım. Bir elimle saçlarınla oynayıp, diğer elimle kitabı tutarak okumaya başladım. İlk sayfada ağladı, tabii ki kitabın etkisinden değil.

Yaşlarını silip okumaya devam ettim, o gün saatlerce ona kitap okudum. Bu tip eserlerin, basım maliyetini düşürmek için, aralarından kırparak yayınlananları da var, direkt oynanmadan olanları da var. Onun için aynı kitabın 250 sayfa olanı da 500 sayfa olanı da vardır. Elimdeki nasıl bir baskıydı hatırlamıyorum ama uzunca bir süre okumama rağmen bitmedi. O da zaten uyuya kaldı.

Başını yavaşça yastığa indirip, kalktım yataktan. Bir sigara yakıp izlemeye başladım. Sigara bitmeden uyandı. Sanırım insanlar, biri onlara bakarken, uyuyor dahi olsa hissediyorlar.

Saçlarını okşadım, bugünün neden böyle geçtiğini anlattım. Kitabı çantasına koymasını, bundan sonraki her görüşmemizde yanında getirmesini söyledim, bir gün benzer bir şey olursa, kaldığım yerden ona okuyabilmek için.

Üzerini giydirdim ve onu uğurladım.

Evden çıkar çıkmaz, üst üste birçok teşekkür mesajı atsa da, asıl ben ona teşekkür ederim. O, 3 gün boyunca hiç hata yapmadı ve iyi bir itaatkardı.

Sevgiler.

Not, bu blogta okuduğunuz bütün bdsm hikayeleri gibi, bunda da kölelerin kişisel bilgileri açık edilmeden kaleme alınmaya özen gösterilmiştir.

[Toplam:122    Ortalama:3.2/5]
Köle adayı